Gelinen noktada Türkiye tüm ezilenleri, farklı inanç ve kültürden halklarıyla tarihsel yol ayrımında.

2002’de İlk başta geniş kitle ve toplumsal çevrelerin ve uluslararası destekle RTE ve AKP uzun bir süre kısmı bir istikrar ve bazı göz boyama reformların ardından giderek aslına rücu etmeye ve gerileşmeye başladı. Bu geri gidiş özellikle, Suudi ve Katar sermaye desteğiyle Suriye savaşında müdahil biçimde hızlanarak devam etti. İçerde HDP’nin “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışıyla Kürtlerin imkan dahilide sandığı desteğin artık mümkün olmadığını görmesiyle bir anda barış görüşmelerini bitirip, Kürtleri hedef tahtasına koydu. IŞİD’ın Kürtlere ve ilericilere yönelik bombalı saldırılarına yol verdi.

Bunun akabinde 15 Temmuz’u bahane ederek hem Kürtleri hem solcuları imha etmek amaçlı saldırısında daha rahat hareket etmek için ideolojik olarak MHP’lileşerek tüm ırkçı, ulusalcı kesimleri de arkasına almayı başardı. CHP de burada masum olmadığını, Yenikapı ruhuna tenezzül edip ardından Selo’ların içeri atılmasına oy vererek göstermiş oldu.

AKP ve RTE İktidarda kaldıkça kirlenmekle kalmadı, bir çok katliamın, baskının ve diktatörlüğün sembolü haline geldi. RTE İşlediği sayısız suçlardan ilerde yargılanmamak için daha fazla erk sahibi olmak, hatta ikinci bir “Atatürk” olmak için başkanlık sistemini adım adım örmeye çalıştı.

Devlet eliyle müthiş bir hızla kendi İslami sermayesini oluşturmaya çalışırken, para-militer bir örgütlenmenin tüm ön adımlarını da atarak, gerekli gördüğü bir iç savaşta üstünlük sağlamanın hazırlıklarına girişti.

İşte geldiğimiz nota burası yani başkanlık zırhını giyerek ömür boyu cezadan muaf kalmak birde ebedi makbul bir devlet adamı olmak isityor.

Seçim hilesini, OHAL şartları, makarna-kömür makam-koltuk rüşvet, tek kale maç yapan yandaş basın ve medyayı da bunlara eklersek sahi bu koşullarda nasıl bir rakip RTE karşı bu maçı alabilir?

Bu sıradan bir seçim, sıradan bir parlamento veya hükümet seçimi değil, bu Türkiye’nin tüm kaderini gerçek anlamda değiştirecek bir seçim, yani bu başka bir seçim!

Ya Karanlık ya (aydınlığa çıkmasak da) karanlığı engelleme seçimi.

Ya Faşizm ya faşizmi engelleme seçimi…

Saadete gelirsek:

İbrahim Kabaoğlu veya Rıza Türmen gibi bir kaç iyi ve donanımlı çağdaş aday benimde hep kalbimden geçen adayalar, ama kalbimimizdeki aslana kim bakar ki? Bu iki adayı bir çok solcu ya da Alevi bile tanımıyor.

İlhan Kesicinin Demirel’in damadı olmak dışında ne özelliği var? Bir kaç Alevi türküsü söylemek mi yoksa? Yani ne sağ kanatta, ne sol kanatta popüler bir isim.

Birinci turda belki de en iyisi her parti kendi adayını göstermesi. En azından herkes boyunun ölçüsünü almış olur. Ama ardından muhalefet sağcı solcu fark etmez Diktatörlüğü durdurmak için mutlaka en popüler ve RTE’yi devirecek bir aday bulmalı bu sağcı solcu olması bu aşamada önemli değil kanımca. Mesele Diktatörlüğe gidişi engellemek. Parlamenter rejime geri dönüşü garantileyen Noterden  imza veren bir aday olabilir.

Gül meselesine gelirsek:

Abdullah Gül bildiğimiz Sağcı, RTE’nin dava arkadaşı ve bu rejimin oluşmasında da epey payı olan biri. Bu işin bir yanı.

Aslında ilk turda dört parti Abdullah Gül ortak Aday gösterilseydi Tayib’in işi biterdi. Buda onun öbür yanı. Bir bakıma RTE’yi  en yakınıyla vurdurmak. RTE devrilirse bence her şey hızla tersine döner. AKP dağılır, artık dağılan o bohça bir daha toplanamaz. ANAP’tan bile beter olur.

İktidarın 16 yıl içinde ördüğü korku duvarı türkiye’de her şey bitmiş, muhalefet ölmüş, çağdaş demokrat kitle yokmuş hissini bizde bile etkisini gösterdi. Lakin bu doğru değil, susmak korkudandır, sinmek can derdindendir ya da işinden, aşından olmaktandır ki, bununda insani olan bir yanı olduğunu görmeliyiz.

RTE gittiğinde işte bu susan, sinen, korkan kitle kesin dile gelecek. En azından HDP kitlesi ayağa kalkacak, CHP liderliği engellese bile bu durumda CHP kitlesi liderlerini bile artık dinlemez o halk hareketine destek verecek en azından.

Cemalettin EFE

Büyükada: 26.04.2018