Seyfi Öngider

Edebiyatın, özellikle de öykünün üretimi, dolayısıyla yayımlanması ve gördüğü ilgiyle toplumsal ve siyasal koşullar arasında doğrudan bir ilişki olduğu söylenebilir. Siyasal ve toplumsal olarak daha hareketli, daha canlı bir ortam elbette kültürel olarak da daha zengin ve yaratıcı olmayı getiriyor. Özellikle de toplumsal değişim, dönüşüm taleplerinin güçlendiği, bu doğrultuda siyasal mücadelelerin yükseldiği koşullarda şiirle birlikte öykünün de ön plana çıktığı görülür. Örneğin, Türkiye’de 1960 1980 arası esasen böyle bir tarihsel dönemdir ve gerek şiire, gerekse de öyküye yönelim belirgin bir şekilde yükselmiştir. Sol hareketin de yükselişiyle belirli toplumsal hedefler için gelişen kitlesel mücadeleler doğal olarak kültürel alanda da karşılık bulur, kendilerine yer açar ve özlemlerini, taleplerini dile getiren şiirlere, öykülere dönüşürler. Nitekim bu dönemin başlıca şairlerinin, yazarlarının tam da bu talepleri, özlemleri eserlerinde yansıttığını görmek mümkündür. Aynı zamanda konuların çok çeşitlendiğini ve zenginleştiğini, toplumun daha alt katmanlarının, sıradan insanların öne çıktığının dikkat çektiği bu süreçlerde artan nicelikle birlikte nitelikli ürünlerin de yaratıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bugün hala Türkiye’nin en önemli şairlerini, özellikle de öykü yazarlarını saymaya kalksanız öncelikle bu dönemde ürün vermiş isimler öne çıkacaktır. Şiir veya öyküyle başlayıp üretimi, yaratımı biraz daha uzun ve sancılı olan roman biraz daha geç gelir ama gelir. Nitekim öykü ile başlayan pek çok yazar biraz daha uzun vadede roman çalışmasına yönelmiş ve çok önemli eserler vermişlerdir. Türkiye’deki edebiyatın, özellikle romanın gelişmesinde bu dönemdeki kültürel çatışmaların ve çalkantının, yaratım kaosunun, zenginliğinin mutlaka payı vardır. Hatta biraz fazla gecikerek de olsa son yıllardaki roman yazım ve basımının artması, “ilk roman” yayımının adeta patlama yapmasında böylesi bir tarihsel arka plan olduğu, belki de bu dönemin bir “kuluçka etkisi” yaptığı da düşünülmelidir.

* * *

Geçtiğimiz günlerde çıkan bir öykü kitabı 1960 80 dönemine bu açıdan bakmayı ve düşünmeyi kışkırtıyor; Cemalettin Efe’nin Pencere Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, KASET Göç ve Değişim Öyküleri okuru bu yıllara götürüyor. Öncelikle ele aldığı konular, öykülerin kahramanları dolayısıyla bu yıllara doğru uzanıyor. Dersim’den başlıyor, Avusturya ve Almanya’nın çeşitli şehirlerinde dolaştıktan sonra İstanbul’da yolculuğu sona eriyor. Çünkü Efe’nin hayat yolculuğu da bu güzergâhta geçmiş; Dersim’de geçen çocukluk yıllarından sonra 15 yaşında “göçmen işçi” olarak gittiği Avusturya ve Almanya’da 40 yıla yakın çalışan Efe iyi bir gözlemci olarak müthiş öyküler biriktirmiş. Her biri sahici, gerçek olaylara dayanan bu öykülerin dili, anlatım tarzı, kahramanları öncelikle bir değişim ve dönüşüm sürecini, daha doğrusu hemen her defasında hayatın yeniden kurulmasını anlatıyor. Gidilen, göç edilen her yerde hayatın yeniden kurulmasının kendi başına nasıl olağanüstü bir emek, inanç, kararlılık ve mücadele azmi gerektirdiği hatırlanacak olursa ortaya çıkan öykülerin ekseni ve havası da tahmin edilebilir.

Nitekim Cemalettin Efe de edebiyatın bazen görmek istemediği “kör noktalara” yönelmiş daha çok ve bu noktalarda olan biteni, kültürel şartlanmaları, ancak belli biçimler altında görülmenin, çoğunluktan değil azınlıktan, farklı milliyetten, cinsiyetten, kimlikten, inançtan olmanın meydana getirdiği sorunları daha çok ele almaya çalışmış. Öncelikle kendisi de bunları doğrudan yaşayan birisi olarak aktardığı çarpıcı, etkileyici öyküler çok sahici. Zaten kurmacadan çok doğrudan gözleme ve yaşanmışlığa dayandığı hemen anlaşılıyor ve tabii bu da öykülerinin etkisini ve inandırıcılığını daha da artırıyor. Ve doğrusunu söylemek gerekirse öykülerin güzelliği ve gücü de bu sahicilik ve inandırıcılıklarından geliyor. Efe daha zengin bir dil ve anlatıma sahip olabildiği ölçüde çok daha güzel, çok daha etkili öyküler kaleme alacaktır.

1970’lerin ve 80’lerin dünyasına bizi götüren bu öyküler o dönemin zorlukları kadar güzelliklerini de gözümüzün önüne seriyor. Efe aynı zamanda bu topraklarda öykünün de en güçlü olduğu o yılların insanlarını anlatırken kendi öykülerinde o güçlü öykülerden de esintiler veriyor.

Kitabın arka kapağında da denildiği gibi; “Efe’nin Dersim, Viyana, Bregenz, Feldkirch, Heidelberg, Berlin, Manheim gibi yaşadığı çok çeşitli coğrafyalardan ve çok farklı hayatlardan yaptığı kayıtlar 70’li, 80’li yılların kasetleri gibi… Çok ilginç sesler, görüntüler karşımıza gelirken kendimizi de o yılların dünyasının içinde buluyoruz; bütün yoksulluğu, yoksunluğu, çaresizlikleri ama aynı zamanda sevgisi, cesareti, dayanışması ve elbette bütün masumiyeti ve naifliğiyle… Bugünden, bugünün dünyasından ve Türkiye’sinden bakınca o günleri özlememek mümkün mü? Efe’nin öyküleri bu özlemi gideriyor.”

Cemalettin Efe, KASETGöç ve Değişim Öyküleri, Pencere Yayınları, 256 sf., Mart 2017

Antalya kitap tanıtım toplantısı Haziran 2018

Viyana kitap tanıtım toplantısı Nisan 2017